Nereden geldik, nereye gidiyoruz? Bu soru, insanoğlunun yüzyıllardır sorduğu, cevabını bulmaya çalıştığı soru olarak bilinir.
Nereden geldik, nereye gidiyoruz? Bu dünyaya gelme amacımız nedir, niye geldik, buradan sonra hayat var mı? Varsa, bu dünyadaki esas amacımız ne? Bunlar ve bunlar gibi, ama gayesi aynı olan sorular..
Aslında, bu yazımda benim değinmek istediğim ve merak ettiğim, bu vesileyle de sizlerin de fikrini almak istediğim, soru şu! 2000 yıl önce bu soruları soran insanla günümüz insanı arasındaki benzerlikler ve farklar nelerdir? Acaba, 2000 sene önce yaşayan insanın bu sorulara cevap arama gayreti daha mı fazlaydı? Bu soruları daha sık mı soruyordu kendine? Veya, tam tersine, o dönemlerde, esas amacı hayatta kalmak olan insanın, bugüne nazaran daha zor olan hayatta kalma savaşında, aklına gelmeyen sorulardan mıydı bu sorular? Cevabını çok merak ettiğim bu soruya, maalesef, kesin bir cevap bulma şansımız yok.
Sadece bir hissiyatım var.
Hissiyatım, insanın geçmişte, daha fazla merak içinde olduğu, dünyaya geliş amacını ve dünyadan sonrasını daha fazla ve metodik bir şekilde sorguladığı yönünde.
İnsanoğlunun, konfor sağlama çabasının altında ne yattığını geçmişte idrak ettiğini, ancak zamanla bu idrakın derinliklerinde kaybolduğunu düşünüyorum. “İnsansam, düşünmeliyim” en temel yola çıkış parametresi. “Daha sağlıklı düşünebilmek için konfora ihtiyacım var” en temel gereklilik. “Düşünürsem, tefekkür edersem bulabilirim varoluş sebebimi” varılmak istenen istasyon.
İşte bu denklem içerisindeki sonucun cezbedici etkisiyle, yani varoluş sebebini bulabilecek olma hissiyatıyla, hayallerini gerçekleştirebilen insanoğlu; kendine konforu sağlayabilmiş, bilim ve teknik olarak ilerlemiştir.
