Öyle bir hal almışız ki, her birimiz yalnızca kendi menfaatini düşünen insanlar olmuşuz. “Biz iyi olalım, sevdiklerimiz iyi olsun gerisinden bana ne!” diyen insanlar… Halbuki ne diyor Resulü Ekrem; “Sizden biriniz, kendisi için arzu edip istediği şeyi din kardeşi için de arzu edip istemedikçe, gerçek anlamda iman etmiş olmaz.” Bu hadis esasında , bencil olmanın, kendi menfaatinden başka bir şey gözetmemenin doğru olmadığını, dünya hırsına kapılmadan merhametli, şefkatli, yardımsever olmanın iman için de ne kadar önemli olduğunu ortaya açıkça koyuyor. Yukarda bahsettiğim gibi ince düşünen ataların torunları olmanın verdiği ve İslam ile şereflendirilmenin getirdiği bir sorumluluğu olarak görmek istiyorum bu bencillikten uzak, her istediğini tüm yüreği güzel insanlar içinde isteme, bir olma hayat anlayışını.
Şöyle bir aralık ayının önemli gün ve haftalarına baktım; Dünya Gönüllüler Günü, Vakıflar Haftası, İnsan Hakları ve Demokrasi Günü, Kadın Hakları Günü ve Dünya Engelliler Günü… Bunlara ek bir de Mevlâna Haftası bu güzel günlerle aynı ayın içinde olunca böyle bir yazı yazmaya karar verdim.
İçinde bulunduğumuz şu zamanları bir düşünelim, geçmişte nasılmışız, nasıl değişmişiz bir bakalım istedim.
Gönül kelimesi “yürekte bulunan nitelik, sevgi ve istek” anlamına geliyor.
Gönüllü kelimesi ise “hiçbir yükümlülüğü olmadan bir işi isteyerek üstlenme ve seven kimse, sevgili anlamına gelmektedir.
Dikkatinizi iki kelimeye çekmek isterim; istemek ve sevmek .
Şöyle bir kendimize, etrafımıza dönüp bakalım neyi seviyoruz, nasıl seviyoruz, nasıl şeyler istiyoruz? Tam da insanlığımız için bu soruları kendimize yöneltip kendimizle bir iç muhasebe yapmamız gerektiğini düşünüyorum.
Çünkü bu yazıyı yazmaya başlamadan önce geçmişimizde ne tür gönüllük faaliyetleri varmış, insanları sevmenin, onlara değer vermenin örnekleri nelermiş diye göz gezdirdim.
Vakıflardan başlayacak olursak o kadar güzel ve ince düşünülmüş faaliyetleri varmış ki; gıpta ettim açıkçası.
Birlikte bakalım nasıl faaliyetleri varmış.
Leyleklerin beslenmesi için kurulan, güvercin hane yaptıran ve hayvanlara mera açan, hayvanların otlanabileceği alanlara kadar düşünen hayvan sever vakıflar bulunurken bizler her gün haberlerde işkencelere maruz kalan, katledilen ve tekmelenen hayvanları görüyoruz.
Öksüz, yetim ve ihtiyacı olan evlenecek kızların çeyizlerini düşünen kızlara çeyiz hazırlayan vakıflar; cami, medrese ve çeşme gibi önemli yerlerin duvarlarına yazılmış kötü yazıları silen, eğitimde kaliteli personel istihdam eden, sıcakta sebillere kar koyan, çocuk gönlünü kazanmak için öğrencilere piknik yaptıran, kışın abdest alanlara sıcak su temin eden , amalara hizmet eden, helalleşme vakfı, köleleri evlendiren, kitapları tamir eden vakıflar olduğunu gördüm.
Bakıldığında hayvanlardan tutunda öksüz kızların çeyizine, çocukların gönlünü almaya, duvardaki kötü sözlerin silinmesine kadar ince düşünmüş atalarımızın olduğunu apaçık görmekteyiz.
Benzer şekilde sadaka taşları ve kervansaraylar da ihtiyacı olanlara hizmet vermenin yanında bizler 1.
Dünya Savaşında yardımlaşmanın, sevginin, gönüllü olmanın tarihini yazmış bir geçmişe sahip bir milletiz.
Peki ya şimdi? Her gün öldürülen kadınlar, kavgalar, hırsızlıklar, insanların sabırsızlıklarından kaynaklanan kazalar, açlıktan ölen çocuklar, savaşlar… Öyle bir hal almışız ki, her birimiz yalnızca kendi menfaatini düşünen insanlar olmuşuz. “Biz iyi olalım, sevdiklerimiz iyi olsun gerisinden bana ne!” diyen insanlar… Halbuki ne diyor Resulü Ekrem; “ Sizden biriniz, kendisi için arzu edip istediği şeyi din kardeşi için de arzu edip istemedikçe, gerçek anlamda iman etmiş olmaz. ” Bu hadis esasında , bencil olmanın, kendi menfaatinden başka bir şey gözetmemenin doğru olmadığını, dünya hırsına kapılmadan merhametli, şefkatli, yardımsever olmanın iman için de ne kadar önemli olduğunu ortaya açıkça koyuyor.
Yukarda bahsettiğim gibi ince düşünen ataların torunları olmanın verdiği ve İslam ile şereflendirilmenin getirdiği bir sorumluluğu olarak görmek istiyorum bu bencillikten uzak, her istediğini tüm yüreği güzel insanlar içinde isteme, bir olma hayat anlayışını.
Başka bir mesele ise sevmek.
Bizler kâinatı yaratan yüce bir Allah’ın varlığına inanmaktayız.
Allah’ın sübuti sıfatları dediğimiz özellikleri, Allah’ta sonsuz ve mükemmel olup diğer canlılarda sınır olan özellikleri akla gelir.
Bu özelliklerin yanında rabbimizin sonsuz şefkati, merhameti ve sevgisi gibi özelliklerinden bir parçada olsa bizlerde de bulunduğuna inanmak istiyorum.
O nedenle bizler de sırf rabbimiz yarattı diye onun sevgisinin birer parçası olarak sevmeliyiz kainattaki her bir canlıyı.
Mevlana’nın “ Yaratılanı sev yaratandan ötürü. ” ve “ Gel ne olursan yine gel. ” sözlerinde de anlatmak istediği gibi yüreğimize tüm dünyayı sığdırabilmeli, tüm canlılar için ‘ yangına su taşıyan karınca misali ’ gibi de olsa elimizden geleni yapmalıyız.
Gelelim yazımın başında bahsettiğim gönüllük, engellilik, vakıflar ve insan hakları konuları ile ilişkili kısma.
Bu günlerin bir arada olmasının bir anlamı olduğu fikrine yukarda bahsettiğim sebeplerle kapıldım.
Her birimiz teker teker iç muhabbetimizi yapıp, bu çorbada benim katkım ne olacak, Allah için ne yaptım, canlılık için ne yapabiliyorum gibi sorulara en içten cevaplarımızı verip kendimize “Hadi sen de bir şeyler yap !” dediğimiz zaman çok şey değişecek.
Bunu yaptığımız sürece gönül vermenin, gönül vermede bile istekli olmanın ve yüreğimizdeki sevginin gücüyle, engelli bireyler için tüm engelleri aşabileceğimize, atalarımız kadar ince düşünceli olarak vakıf ruhunu kazanabileceğimize, tüm canlıların (kadın, erkek, hayvan, yoksul, öksüz demeden) haklarını kendi hakkımızmışçasına gözetebileceğimize, içinde hayır bulunduran tüm işlere bir katkımızın olmasına istekli olabileceğimize ve bu ruhu nesiller boyu sürdürebileceğimize inancım sonsuz olacak.
Çünkü biri için gönlümüzden kopan bir hareket bizden hiçbir şey eksiltmeyeceği gibi ruhumuza çok şey katacaktır.